top of page

THE QUEEN’S GAMBIT (VEZİR GAMBİTİ)

The Queen’s Gambit, Walter Tevis’in yine aynı isimli romanından uyarlanan mini bir Netflix dizisidir. Ana teması satranç üzerine olsa da diziyi izlemek için satranç bilmenize hiç gerek yok. Hatta belki diziyi bitirdikten sonra siz de hemen bir satranç takımı alıp öğrenmeye başlayacaksınız. Evet, bu durumla karşılaşmanızın olasılığı yüksek çünkü dizinin yayına girmesiyle satranç tahtası satışları aniden arttı. Satranç düşük tempolu bir oyun olsa da dizinin sürükleyici ve heyecanlı bir anlatımı var.


Ana karakter olan Beth Harmon’ ı canlandıran Anya Taylor Joy da aslında satranç oynamayı bilmiyormuş. Bu dizi Netflix’in Dünya çapında en çok izlenen dizisi olmayı başarmıştır. Muhtemelen bunda 60’lı yılların minimal estetiğinin ve retro kostümlerin iyi kullanılmasının etkisi de oldukça fazladır. Farklı ülkelerde geçen dizinin tamamı aslında Berlin’de çekilmiş ancak kullanılan mekânlar ve ayrıntılar o kadar güzel ki bu hiç fark edilmiyor.


Kurgunun bu denli iyi olması, detayları ve karakterlerin gerçekçiliği ile izleyicilerin aklında “gerçek hayat hikâyesi” algısı oluşturuyor. Aslında yazarın Dünya Satranç Şampiyonu olan Bobby Fischer’dan ve gerçek müsabakalardan esinlenmesi bu fikri güçlendiriyor.

Dizinin Beth Harmon’un, kaldığı yetimhanede satrançla tanışması ve hayatını satranç tahtasının üzerine kurmasından, Dünya Şampiyonası’na uzanan hayatını konu ediniyor. Karakterimiz uyuşturucu ve alkole bağımlı olduğu kadar aynı zamandasatranç ve hırsın da bağımlısı. Yetimhanede verilen sakinleştiricilerle başlayan uyuşturucu bağımlılığının yanı sıra onu evlat edinen Alma’nın sürekli alkol tüketmesiyle bu alışkanlığı da kazanıyor maalesef ve filmde kötü alışkanlıklarına yenik mi düşeceğinin yoksa satranca mı tutunacağının çelişkisini izliyoruz. Bu durum bence diziye farklı bir heyecan katmış.



Yaşadığı trajik olaylarla birlikte cinsiyetçilikle de mücadele etmek zorunda kalıyor. Bir kadının satranç turnuvasına katılma isteği bile dalga konusu olurken kazanabileceğine kimsenin inancı olmuyor. Kitabın yazıldığı dönemde henüz hiç kadın şampiyonlar olmamıştır ve Walter Tevis aslında bunu hayal etmiştir, her zaman kadın zekâsının gücüne inanmıştır.


Kitap bir kadın satranç şampiyonunu konu edinmesi nedeniyle o dönem oldukça dikkat çekmiş ve eleştirilmiştir. 2002 yılında ilk kez bir kadın Dünya Satranç Turnuvası’nı kazanır. 1.700 büyük usta arasında sadece 37 kadın vardır. Bunun nedeni ise daha akıllı olanın kazanacağı bir oyuna çok uzun yıllar boyunca kadınların dâhil edilmemesidir.

Tabi Beth Harmon bu cinsiyetçi yaklaşımları zekâsı ve yeteneği ile mat etmiştir.

Mantığıyla hareket eden Beth Harmon kendi hayatına bile duyarsızlaşıyor. Hayatı 64 kare üzerine kuruluyken duygularının anlaşılması da zorlaşıyor. Dizi boyunca onun ne hıçkırarak ağladığını görürüz ne de kahkahalarla güldüğünü. Duyguları bile satrançtan ibaret, hayata olan öfkesini satrançla yatıştırıyor. Aslında duyguları gösterişsizdir bu nedenle soğuk biri gibi görünür. Bu tarz karakterler pek sevilmese de o çoğu kişide hayranlık uyandırmıştır.


İzlerken gerçekten karakterle aramda bir bağ kurulduğunu hissettim. Bunda AnyaTaylor Joy’un sıkça yakın çekime alınması ve böylece göz teması kurmamız da etkili olmuştur muhtemelen.


Bu dizi, yetenekli veya zeki olan kişilerin sadece işine yöneldiği, sosyal yaşamı olmadığı algısını yaratabilir ancak bunun Beth Harmon’a özgü bir özellik olduğunu belirtmekte fayda var. Öyle ki satranç taşlarıyla temas etmediği zamanlarda bile aslında hep aklından oynamayı sürdürüyor. Hayat şartları ve kişiliği de onu bu şekilde yönlendirmiş diyebiliriz.

Gerçekten dizi çok güzel, hala izlemediyseniz mutlaka izleyin derim.

İyi Seyirler…


“Sadece 64 kareden ibaret bir dünya. Orada kendimi güvende hissediyorum. Kontrolümde ve egemenliğimde olabiliyor. Öngörmeye müsait. Zarar görürsem, tek suçlu benim.”

KAYNAKÇA:

MASA dergisi Şubat 2021 Yıl:4 Sayı:48 Sayfa:1-16

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page